Karakol Cinayetleri – Armağan Tunaboylu


Kitap Hakkında Düşünceler:

Düşüncelerimizi belirtmeden evvel, bu kitabın 2016 senesinde, Dünya Kitap Dergisi tarafından verilen Yılın Telif Polisiye Kitabı ödülünü aldığını belirtmemiz gerekiyor. Ödülün gerekçesi “yarattığı özgün detektif tipi, kendine has argosu, Türkçeye getirdiği katkılar” olarak belirtiliyor. Dolayısıyla karşımızda kimi filtrelerden geçmiş ve takdir görmüş bir eser var. Bununla birlikte, aynı kanaate maalesef biz katılamıyoruz.

Yazarın, Metin Çakır karakteri üzerinden yazdığı önceki üç kitabı okumuş olmak bizi bu konuda konuşmak için biraz daha ehil kılıyor. Şurası bir gerçek ki her dört kitap da komik, anlatımı sürükleyici ve eğlenceli; üstelik özenli argo kullanımı ile serinin kendisine has bir dili var. Metin Çakır ve ona eşlik eden karakterler ise renkli, inandırıcı ve çok gerçek; verilen emeklere yazık etmeden bu seriye ilişkin olumlu düşüncelerimiz burada son buluyor ne yazık ki. Her dört kitabı da okuduktan sonra dönüp bizi rahatsız edenin ne olduğunu sorduğumuzda sanıyorum bulduğumuz cevap, ana karakterin farklılaştırılması adına kadına karşı şiddet uyguladığı sahnelerin bolluğu ve şiddetin normalleştirilmesi oldu. Elbette yazar, Metin Çakır’ın kadın satıcısı olduğundan hareketle gerçek hayatta böyle davranacağını savunabilir ancak bu sahnelerin sıklığı ve sonrasında bu şiddete ilişkin ne şiddete uğrayan karakterlerin ağlamak dışında bir tepki göstermemesi ne de yazarın, yarattığı karakteri çok sevdiğinden olsa gerek, bu davranışını olumsuzlayan bir dil kullanmaması ya da bu davranışlara olumsuz bir sonuç bağlamaması, mizahi bir dille yazılan bu kitapları son derece rahatsız kılıyor.

Kadına karşı şiddet olgusu bir kenara bırakılacak olsa bu dahi bu kez karşımıza özellikle son kitapta karşımıza çıkan zorlama olay örgüsü ve sorunlu kurgu geliyor. Karakoldaki çetenin, bir uyuşturucu baronunun gözüne girmek için karakolda ilgisiz bir polisi öldürmesi fikri bir yana, Sarı Ekrem ile Zeynep’in tüm kitap boyunca birbirleri ile hiç ilgileri olmamalarına rağmen, okuyucunun, baba – kız olduklarına kitabın sonunda ikna edilmek istenmesi olmayacak şey. İlaveten, katilin kitap boyunca hiç ortada olmaması, en son girilen evde kapı arkasında etkisiz hale getirilmesi ise kurgunun en absürt noktası. Bu durum baştan itibaren polisiye fikrinin kendisine aykırı. Yazar, bir esrar yarattığında tüm kitap boyunca okuyucudan bu esrarı çözmesini isteyip ortaya bir çok karakter attıktan sonra kitabın son beş sayfasında dalga geçer gibi katil hiç biri değildi, sizin bilmediğiniz bu adamdı derse orada artık kaliteli bir polisiyeden söz edilemez. Kitabın sonunda yer alan, herkesin bir araya toplanması ve çıkan çatışmada kötülerin ölmesi gibi rutin bir finale ilişkin söyleyecek tek bir sözümüz bile yok. 

Sözün özü, Metin Çakır ve arkadaşlarının güzel bir macerasını okumayı beklerken kötü bir kurgu ve kadına karşı şiddetin bolca karşı çıktığı iyi olmayan bir kitap olmuş Karakol Cinayetleri. Hele bu kitaba 2016 senesinde polisiye alanında ödül vermiş olmak, jüride yer alan Erol Üyepazarcı, Faruk Şüyün, Metin Celâl, Seval Şahin ve Sevin Okyay’a olan güvenimizi sarstı; en iyi kitap bu idiyse kim bilir diğerleri nasıldı. Bu kitabı es geçin diyor ve on üzerinden dört ile uğurluyoruz.
                                                                            Kitapsever – 6 Ocak 2019      

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.